yetmiş ikiden tavşan
4 Şubat 2011 Cuma
6 Ocak 2011 Perşembe
18 Eylül 2008 Perşembe
yaşadıklarımı anlamamaya başladığım an telaşlanıyorum.
yapma!larımı yapmaya başladıgımda farketmemin geç olması gibi.
"nerede?" dediğimde uzakta kalıyor.
ve bu tamamen benim hatammış gibi duruyor.
o'n-ları beyazlaştırırken kendime koyu renkler saçıyorum
- gölgeler; estetik-
ve başa dönüp okuyunca burada bir ima hatası var deyip;
silmek istiyorken,
ben: - yapma ! diyor...
ayaklarım üşü-dü.
oda'm ıslak çam koku-yor.
konuşmayı sevmez-miş.
müziği değiştir, hayatı kurtar- !
adamı zorla deli ede-r-ler.
1 Eylül 2008 Pazartesi
bilinen ve istenilene yolculuk.
ne zaman biteceği bilinen
ve bitip bitmeyeceği bilinmeyen yolculuk.
çift kişilikli bir yol bu.
biri daima iyi olabilir
ikisi daima iyi olabilir.
biri daima...
-ne olacağı bilinmeyendir-
yaşadıkça güzelleşecek midir
yaşadıkça geri gidecek midir.
yaşadıkça bilinecek-tir.
an'lar çogaldıkça
işte ;
fotograf belirginleşir ya öyle.
25 Ağustos 2008 Pazartesi
bu sabah uyandım
ve istemedim.
istemedim hiç bir şey olmak.
sabit olmak isterim.
kimse dokunmasın
kimse'nin ben'i olmıyayım.
bir benim ben'i olsun
bir de sen'im olsun.
ama kimse bilmesin
görülmesin
kimse sen'i yaşamasın.
ne kadar bencilsem o kadar iyi.
18 Ağustos 2008 Pazartesi
gitti. "canınız cehenneme" dedi ve gitti. kıza kızıp tüm evreni yakıp gitti.
kalbini cebinde taşıdıgı o evi yaktı ve gitti.
bir yenisinin olmıyacagını bilmesini istediğinden. umudunu alarak yaptı bunu. kendini ondan alarak.
oysa yanan evin ortasında duran kızın ellerindeki o'nun kalbiydi.
- şimdi...dedi kız
- 72'yi yalnız karşılayacağız.o olmasa da o'nunla.
16 Ağustos 2008 Cumartesi
14 Ağustos 2008 Perşembe
"burnunun önünü bile göremezken sana neden yol göstereyim ki?" dedi ve sokağın köşesinden döndü karanlıkta kayboldu yağmurluklu adam.
2 Ağustos 2008 Cumartesi
27 Temmuz 2008 Pazar
BÖCÜsenden bir cevap bulmanı istesem yaparmıydın.
(bir soru gibi görünse de bir ricadır bu.)
soruyu bulmanı istemiycem merak etme.benim buraya yazmamı istedigin yazıya karşılık bir yazı istedigim.
içindeki "ben"i düşünmeni istiyorum bu sürecte. içindeki "ben"i tanımlamanı ya da ne kadar güçlü oldugunu anlatmanı. ve bu sürec içinde nasıl bir evrim geçireceğini vs vs.
ve ona ne zaman dur dersin bunu merak ediyorum. bekle beni..
sevgiler.. senin lili'n..
25 Temmuz 2008 Cuma
24 Temmuz 2008 Perşembe
20 Temmuz 2008 Pazar
17 Temmuz 2008 Perşembe
işte karşınızdaaaaa
LİLİ & BERNARD ....

Islak kibriti çaktı. Bir anda aydınlanan çevreye alaka ile baktı.’yalın’ bir evrendi burası. Bomboş bir evren. Toprağı dümdüz bir evren. İlk hareketinde- ki sağ ayağı ile öne doğru bir adımdı bu- altında oynaşan toprakla beraber müzik yükseldi. Tanıdık fakat .....
.
.
.
. Tam o an biri seslendi ‘lili’. Uzak fakat samimi bir sesti.
-Başım büyük belada bernard dedi.
-benim de dedi.
-Müziklerim kayboldu ve kapsülüm yok
-fındığım çürük çıktı ve ağzımı yıkamam gerek.
Hissetmişti. O an. O ilk “lili” dediği an hissetti. Bu o’ydu.....evrenin adı ne mi dediniz ?
12 Temmuz 2008 Cumartesi
dananın kuyruğunun kopacağı noktaya geldik.
inmek için otobüsün kolunu çekiniz.
devam edecekseniz lütfen oturunuz. ve kemerinizi bağlayınız.
25 Haziran 2008 Çarşamba
23 Haziran 2008 Pazartesi
22 Haziran 2008 Pazar
dokunmak için yaratılan adam. bi amacı var mı diye sorulmuyor bu cümleden sonra.
fakat o hiç bir duyusu yokmuşcasına sadece dokunmayı secmiş.
nesneleri böyle tanıyor,hatta belkide insanları da. belki de insanları. belki de insan.belki de ...
adam gözden kayboluyor.içeri giriyorum. hikaye bitiyor.
21 Haziran 2008 Cumartesi
Gecen yıl agustos 13 de bir kitap verilmişti. Adı “sanat’ın gerekliliği”. Kişisini yansıtan bir kitaptı bu.geçmişi olan bir kitap. Eski bir kitap. Bilmem kaçıncı el. Kendileri okumuş pek sevmiş kısa süreli dostlugumuz sonucunda benim okumama layık bulmuş. Beni tanıma nezaketinde bulunarak.güzel bir şey bu. Eski bir kitap yenisinden daha fazla şey ifade ediyor gibi. Yeni olan hep sizindir. Fakat eski daha önce başkalarına da aittir. Ve onlardan izler taşır. İşte bugun tekrar kitabı elime aldım.okumuş olmama ragmen bi kenara atamıyorum onları. Ara sıra inceliyorum. Kitabın ilk sayfalarına daha önceki sahibinden –ki kim oldugu bilinmiyor- kalma yazılar ve bir de garip bir çizim yer alıyor.çizim biraz ilginç. Bir yol eskizi gibi fakat üzerinde filiozof isimleri var. Bir de kutucuk içinde yazılmış A.O. harfleri. Tarif edilen yer bu olmalı diye düşündüm. Birde yazılanları yazmak istiyorum :
“ses özgün duysal renklerini yitiriyor…”
“refleksif öykünme”
en arka sayfada bir adres var. Gitmemi istiyor olabilir mi? Diye düşündüm. Eger bir iş merkezi olamasaydı buna inanabilirdim.
17 Haziran 2008 Salı
15 Haziran 2008 Pazar
11 Haziran 2008 Çarşamba
4 Haziran 2008 Çarşamba
malı mülkü satıp Zihuatanejo'ya yerleşmeye karar verdim. ıssız, sakin, huzurlu.. hem belki Andy Dufresne ve Red de orda olur? konuşuruz, kaynaşırız, okey oynarız, enseye tokat filan.
26 Mayıs 2008 Pazartesi
20 Mayıs 2008 Salı
lanet olsun. hava berbat sıcak. eve geri döndüm. çünkü -üzerimdeki ceketten doalyı- deli olduğumu düşünmeye başlamıştım. banka cok kalabalık. daha cok sıra var. bekelyemedim. ne yaptım ben. giderken babet giydim. 4 yıl önce ortason partisinde almıştım. beyaz babetlerim. ne yapayım yani hava sıcak. terlik falan alıcam bu yaz. bol bol kumaş pantalonlar. sora bol elbiseler. ve terlikler kesin olmalı. yoksa bu yaz eriyebilirim. küresel ısınma ortamı tekrar oluşuyor. her neyse artık gitmem gerek. tanrım bize biraz acı. ve üfle biraz rüzgar yarat. :) üçyolda ptt yokmuş :/
6 Mayıs 2008 Salı
evvvvettt merhaba.
düğmelerimizi ilikliyelim.
sesimizi ayarlayalım.
hazırım.1 2 3 ( 3 neden aşağı düşmüş ) motorr...
bugün aklına takılan şarkının peşine düşen kızı oynuyorum.
"ı'm gonna love youu...,to yuuuu (buralar da uzatıyor adam u lar sakız oluyor resmen.soft bir sesi var yalnız <3)
internet camiasını talan ettim nerdeyse ama nereye saklanmışlarsa;aferim sobeleyemedim bi türlü.. belkide artık şifre değişmiştir.doğru ya elma deyince çıkmak bizim çocukluğumuzun şifresiydi. büyük ihtimalle bu yüzden bulamadım.
neyse ki peşlerinden süper kahramanımı gönderdim. filmin bu sahnesinde üzerinde kocaman bir B harfi bulunan süper kahramanım ağlayan gözlerimdeki yaşları gönderdiği xcltrl ışınlarıyla sabun köpüklerine dönüştürüp filmin geri kalan sahnesinde bulunmamamı saglıyor.
ben de boynumda ki kolye görünümlü kahve makinasıyla ( bay B'ye de yılbaşında kol saati görünümlüsünden almıştım) chocolate mint'imi yapıp geriden izliyorum.
ve filmin geri kalan kısımlarına -resmen bir trajedi örneği sahnelercesine- aşırı şiddet içerdiğinden karartma uygulamak zorunda kalıyoruz.
daha sonra vücudunun çeşitli yerlerine notalar saplanmış olarak dönen B den dinliyoruz hikayenin kalan kısmını. meğerse tam yenilip de - ki notaların attığı tiz çığlıktan cam gibi kırılacağı bir andır bu- kolunda ki kahve makinalı saat evrilmeye başlamış. ve şahane bir ses kaydedicisine dönüşmüş. fakat bunun normal bir ses kaydediciden farkı şuymuş: sesleri kaydederken aslında içine hapsediyormuş. işte böylelikle şarkımı bulup getirmiş bay B.
rivayet bu ya,bu sesler yalnızca yakalayan kişinin gerçekten sevdiği kişi için çalarmış ve yalnızca ikisine itaat edermiş..
ve şimdi kutuyu açma zamanı. bay B yanıma gelir ve parmakları kutuyu aralar..... acaba sesler onları kovalaycak mı yoksa itaat mı edeceklerdir... bütün gözler kutuya zoomlanmıştır....
devamı gelecekte..
bir nedeni yok yalnızca, öptüm.
4 Mayıs 2008 Pazar
saat 00:21.
ne işim var bu sayfada.
kitlesel iletişim aracım az önce tekrar öldü. gidip gidip geliyor. üzülüyorum buna. iyi bir şey değil.
şu anda benimle beraber yaşayan insanların neler yapıyor olduklarını düşünmeye/düşlemeye çalışıyorum.
nafile.
yeterince tanımıyo muyum ya da özel bir yetenek mi gerektirir.bilemedim.
inanılmaz aile'yi izlemem gerekiyordu. önceden uyarıldım. fakat ne mümkün. eray sağolsun.kültürüme pek faydası dokunmuyor bu çocuğun.
bu ara herşey sakatlanıyor mu ne.? şu saniye klavyemin konuşup derdini anlatmasını bekliyorum. ama nerde onda bu yürek.
anladım. beni kıskanıyor. tıpkı sigaraların beni sevmesi gibi. o da beni seviyor. çünkü kendi başıma yazı yazarken hiç sorun çıkarmıyor ama başkalarıyla konuşunca hemen arıza.
ahhh anlıyamıyorum şu klavyeleri..zor.
deprem dinliyorum. bu grubun özel bi anlamı var nedense. garip. en kötü anlarım da dinlemiş olmama rağmen yine de seviyorum. benim gibi düşünmüş olması daha da hoş. dinlediği zaman aklına ben geliyormuşum.üzülüyormuş. ayrılıyoruz bu yıl çünkü. 4 yıldır birbirimizi hergün görmeye o kadar alıştıkki. geçtiğimiz her sokakta bir iz bırakmışız farketmeden.
her ne ise deprem diyorduk.ismini ilk duyduğumda neden böyle bi isim konula ki bi gruba diye yadırgamadım değil. ismin kötü etkisinden sanırım. ki psikolojide buna yadsıma diyebiliyoruz. ama sora öğrendim ki isim vokalin ismiymiş. bu da yeni bir soru doğurdu: bir insanın ismi neden deprem olur ki ?
bir hikayesi varmış gibime geliyor.
ha bu arada ilk sorumu evet ya gurubn ismi deprem ollur mu ya diye yanıtlamak suretiyle grubun adı da değştirilmiş. ve artık deprem abimiz vokallikten gitara terfi etmiş. yeni isim rind.anlamı da şöyle :
tasavvufun bicimsel kurallarini bir yana birakmis, Tanri'ya ask, sevgi ve cezbe ile ulasmayi hedeflemis, amac edinmistir. Dunyaya ve dis gorunuse hic onem vermeyen rindler halkin gozunde serseri bir kisiligi temsil ederler. Tasavvuf edebiyatinda rindlik ask, gonul adamligi, ic dolulugu, aldirmazlik, kayitsizlik, parayi asagilama, makam ve mevkileri kucuk gorme, pejmurdelik, guzel olana gonul baglama, yasamdan zevk alma, hep neseli olma gibi ogelerle yansitilir..
bukadar. gecenn bu saatinde neden bunları yazma gereği duyduğumu bilmiyorum. uzun zaman olduğunu farkettim sadece. beni sorarsan, idealar evreninde rotama devam ediyorum. katı bir cisme mi çarparım yoksa saydamın içinden geçip bünyeme mi alırım bilinmez. hayat işte.beylik sözlere aldırmadan gülümsememize çengel takmayı iyi beceriyor.
iyi geceler tüm evren.
olan ve olmayanlar.
bir nedeni yok.yalnızca yazdım.
26 Nisan 2008 Cumartesi
bu bir mucize. kesinlikle bir mucize. inanmayanlara duyrulur!! mucize diye bir şey var ve hayatta ne zaman sizi bulacağı belli olmuyor. yeter ki inanın, yeter ki sevin, kalbinizde hissedin. mucize cok mucizevi bir şey gerçekten.
5 dakika önce yaşadıklarımı anlatsam size, siz de kesin mucizelere inanırsınız. kesin.
23 Nisan 2008 Çarşamba
öyle derken böyle oldu
=) sebepsiz bir mutluluk var icimde. hic durmadan ne kadar etrafimda dönebilirim acaba? ya başım dönerse? ufak bir korku yaratmıyor değil. çok zor bugünlerde hayat. ama hayat işte. böyle olması gerekmiyor mu? her zaman zor, katlanması güç ama yine de güzel. güzellikleri var. evet yanlış duymadın, var =)
azı dişinin arasına kaçan küçük cips parçaları kadar rahatsız edici bir şey varsa o da yılbaşında ne hediye alacağını seçmektir. yaz geldi aptal ne yılbaşısı :) dondurma reklamlarından nefret ediyorum. dondurma reklamları yasaklansın. her yaz geldiğinde göstermek zorundalar sanki. peh.
yeni yıkanmış kıyafetleri odama serince, odam hiç kokmadığı kadar güzel kokuyor. kola şişelerinin depozitoları gözümün içine bakıyor. fotograf makinemin deklanşörü göz kırpıyor. okulun karşısındaki kırtasiyeden aldığım ders notları zıplıyor, yerinde duramıyor. ama her şeye rağmen uyku yok hala.
telefonumu arkadaşımda unuttum. arkadaşlarımın anneleri onları aradıkça kıskanıyorum. evet doğru beni arayan yok ama mesajlar bir nebze olsun nefes almama yardımcı oluyor. serumla yaşamayı kabullenmeliyim. joyistickin sağ kolu bozulmuş. joyistick solcu olmaya karar vermiş. saygı duyarım.
matrix değil de panteri nasıl seçtim hala aklım almıyor. yandan çizgili iyi fikir. birazcık da olsa sinirimi alıyor. derin nefes al, sonra ver. bir daha al, yine ver. çay iç. gülümse.
toplam 3 tane sony reklamım oldu. tesadüfi yerlerde karşıma çıkmayı seviyor. daha önce sony reklamlarını biriktiren birisiyle tanışmadım. belki o da hayatın anlamının 42 olduğunu kabul ediyordur?
yine de hayat güzel =)
10 Nisan 2008 Perşembe

8 Nisan 2008 Salı
5 Nisan 2008 Cumartesi
içimde kötü hisler var. sadece bir meraba yı duymayı hiç bu kadar cok dilememiştim. nedir masalın aslı?
30 Mart 2008 Pazar
27 Mart 2008 Perşembe
evet evet geldi.
hı hı güzeldi.
evet tamam cok güzeldi.
merak etme her şey yolunda.
tamam lütfen artık zıplamayı keser misin ?
25 Mart 2008 Salı
21 Mart 2008 Cuma
ne yaptığını sorsalar ne diyebilirdi ki. gözlerini eğer ve hınzırca gülerdi ancak.'haklısın dostum.ahmaklıklarımın ve aylaklıklarımın sınırı yok.üzgünüm' demek istemişti. diyemedi. 'sonra' dedi yalnızca.ve bir digeri bence de haklı diyrek digerini onayladı,yüzündeki hoşnutsuz ifadeyle birlikte. en çok da bu işledi içine. dur! dedirtti. 'bu düpedüz aptallık. haksızlık.' yağmuru işitiyordu. ince ve şiddetliydi. fakat inceliği onu güçsüz kılmaya yetiyordu. bugün yağmuru sevmiyordu. son bir kaç gündür saçları dalgalıydı. bu halini seviyordu. yagmur izin vermiyordu böyle kalmalarına. bundandır belkide bugün ki isteksizliği. yağmurların dilini bilir misiniz? kendin ol! diyorlar gibi bugün. yağmur arınmak değil midir zaten. 'yağmurla konuşan biriyle tanışmak istiyorum' de-r-di -eger duyabilcek biri olsaydı.-.
19 Mart 2008 Çarşamba
14 Mart 2008 Cuma
kuzen mesajı, kuzen telaşı, kuzen heyecanı, kuzen merakı, kuzen tedbiri, kuzen olgunlugu..
en zoru da ne biliyor musunuz? kuzen temizligi. odamı hiç böyle görmemiştim. tertemiz, hiç bişey yok göze batan. her şeyi kaldırdım. sanırım böylesi daha iyi. "anı" kelimesinden nefret ettim temizlik esnasında. insan sinemada yediği popcorn'un kabını anı diye saklar mı ya? öküz.
13 Mart 2008 Perşembe
sanırım hiç resim/fotograf göndermedim sana.utandım. ama yoo yoo bu kadar fena olamam.hemen ekliyorum.

heyheyheyyy...
günlerin garipliği havadan mı geliyor dersin? peki ya benim bu sakinliğim.bu tepkisizliğim.yarın tepkimi göstericem meydan da.ama yoo yoo kastettiğim bu değildi ki. akvaryumu temizliyorum. hem de hiç üşünmeden,yorulmadan. bazı şeylerin biraz zamanı var.henüz gitmek istemeyenler var. gitmek ile kalmak arası olanlar. onları köşeye bıraktım. gidersen bir zahmet atıver...arınmak lazım bilirsin işte. rüzgardan yana olmak değil bazen yağmurdan yana olmak lazım. biraz arınmak sonrasında biraz ısınmak..güneşten yana olmak değil kastım hep hazan da olmak.hep 'hazan' da. kahvem bitti. sonlarını sevmiyorum. hep soguk kısmı kalıyor. ve özellikle yazarken kahve içmek icecoffe gibi bir şey olsa gerek. böyle bir şey oldugunu sanmıyorum.uydurdum. her neyse görüldüğü gibi kahve biter yazı da biter. ve yazar -ben- yazmanın verdiği huzurla gülümser ekrana..
123merhaba.
12 Mart 2008 Çarşamba
Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
(küçük iskender)
11 Mart 2008 Salı
10 Mart 2008 Pazartesi
tam yaptım derken üstüne bişey ekleniyor. pasta yaparken bir kat daha çıkmayı istemek gibi bişey. ama bu kadar mutlu değil. midedeki kelebeklerin de diğer arkadaşları gibi 1 günlük ömrü oluyor. cenazesine yetişemiyorsunuz. ellerinle güneşe dokunuyorsun ama kayboluyor. umut işte. ne kadar iyi görünse de dünyadaki en kötü kelime aslında..
akvaryumu anlatmak
akvaryumda yaşamaktan kolaydır.
Bu yüzden her dize biraz yarım
Her şiir biraz yalandır.
(cok degil bir kaç saniye öncesinde tüm dengeleri alt üst eden kelime 'akvaryum' ve ertesinde bu şiir en öncesinde ise bir şarkı 'kirli suyunda parıltılar' hayat ne tuhaf.)
Yok olma isteği. Kurguladığı tesadüler zincirlerinin hiç gercekleşmemesi üzerine bir deneme. Yazdıgı kompozisyonda dahi başarılı olamayan , imla hatalarıyla ve kırmızı kalem çizikleriyle dolu kagıdının adeta suratına ütülenmesi . kırmızı bir leke.
1 Mart 2008 Cumartesi
26 Şubat 2008 Salı
evet evet yapmak istiyor. belki de yapmak istedigi tek şey bu. hadi diyor.. şimdi.. at adımını.. ayagı havada kalıyor.bir kaç saniye içide bambaşka görüntüler sesler sarıyor belleğini. bilincini parçalıyor. savaşıyor evet. ama buna kendi bile inanmıyor. kendine güven'i'nin ardında saklanan bir şey oldugundan şüpheli. devamlı başı arkasına dönük,ilerli-yor..biri sesleniyor uzak ülkelerden belki cok daha uzaklardan - belki litvanya- ve yakınlardan cok daha yakınlardan oturdugu sıra'dan mesela.güç veriyor. iyi hissettiriyor. ve en yaşanılası olan da yakınlarda renk değiştirirse gökyüzüm bir yerlerde bir gökkuşağı bekliyor...evet bildin.o ben'dim..
25 Şubat 2008 Pazartesi
23 Şubat 2008 Cumartesi
çok garip duygular içerisindeyim. kaybettiğim bir şeyi yeniden bulmak gibi. güzel mi bilemiyorum. uzun zamandır görüşmediğiniz bir arkadaşınızı düşünün. yolda görüyorsunuz uzun zaman sonra. sevinir misiniz? üzülür müsünüz?
1)eğer arkadaşınızla görüşmemeyi siz istemişseniz üzülürsünüz:
a)eğer pişmansanız sevinirsiniz
b)eğer pişman değilseniz üzülmezsiniz de sevinmezsiniz de
2)eğer arkadaşınızla görüşmemeyi o iştemişse tekrar 2 secenege acılır:
a)eğer arkadaşınız pişmansa sevinirsiniz
b)eğer arkadaşınız pişman değilse üzülmezsiniz de sevinmezsiniz de.
ben sanırım birden çok duygu içeriyorum.
1. (arkadaşımla görüşmeyi o istememişti ve pişman)
seviniyorum.
2. (arkadaşımla görüşmeyi ben istememiştim, pişman degilim)
ne seviniyorum, ne üzülüyorum.
windstruck...
şaşkınlığımı hala gizleyemiyorum.
ne yazık ki herkes de oluşmayacak bir şaşkınlık bu.
neden mi?
acıklamayacagım.
nişan yüzüğünün hikayesinden sonra serce parmagın hikayesini de dinlemiş oldum.
ve beni yüzük parmagından daha cok etkiledi.
ama sakın bunun bir parmak hikayesi oldugun sanmayın.
yanılırsınız...
seni ben kurtardım.bu yüzden ölemezsin...
iyi seyirler..
sabahları uyanınca hiçbir şey yiyemiyorum. öncelikle bir sıvı tüketmem lazım. kahve, meyve suyu, kola.. aslında kola da kötü. mideyi deliyormuş sanırım. fakat ekşisözlükte "her can eremez bu sırra" diyor. hmm bilmiyorum. çoğunlukla nescafé tercih ediyorum. ucuz ve hazırlanışı kolay diye.
21 Şubat 2008 Perşembe
NE İSTİYORSAN ONU YAP
- kimsin sen diye bagırdı.
sesi bir yankı gibi geri geldi."kimsin sen?"
kimim ben? diye mırıldandı. bunu söyleyemem.bir zamanlar biliyormuşum gibime geliyor.ama bu önemli mi sanki?
SARKI SÖYLEYEN SES YANITLADI:
"bana bir şey sormak isteyince şiirli konuş benimle;kafiyeli;çünkü dizelerle söylenmezse anlamam-anlamam söyleneni.
eger sormamda sakınca görmezsen,bilmek isterim kimsin sen?
SES ANIINDA YANIT VERDİ:
"işte şimdi anlıyorum seni-sesini!
böyle iyi anlıyorum seni.
SONRA BİR BAŞKA YÖNDEN ŞARKISINI SÜRDÜRDÜ
"teşekkürler dost,iyi çünü niyetin,
konuğumsun hoşgeldin
ben uyulala.sesisizliğin,dostluğun sesi
derin giz sarayındaki
şarap mahzenindeki...
(bitmeyecek öYKÜ)
Ankara Psychedelic Rock Gecesi 5
kapıyı açtı, girdi içeri. herkes suskun bir şekilde onu izliyordu. bundan öncekileri düşündükleri için, o'nun nasıl olacagı hakkında bir fikre sahip olamıyorlardı. beyinleri meşguldü. istiyorlar mıydı o'nu burada, bilemiyorum. "merhaba" dedi. "ben geldim".
Ankara Psychedelic Rock Gecesi 5
Dinar Bandosu - ihtiyaç Molası
20 Mart 2008 - Perşembe - 21:00
(21 diyorlar ama birkez olsun tam saatinde başladıgını görmedim.)
Nefes Bar
19 Şubat 2008 Salı
10 Şubat 2008 Pazar
keşke parmaklarım daha uzun olsaydı. birçok şeyi yapabilirdim. derste kolayca parmak kaldırabilirdim. asansörde en üst katın düğmesine basabilirdim. pazardan aldığım meyvelerin torbalarını kolayca taşıyabilirdim. sevmediğim insanların gözlerine uzaktan suikast düzenleyebilirdim.
ama bazı sevdiğim şeyleri yapamazdım :( mesela hesap makinesi kullanamazdım. mektup yazamazdım. fotoğraf çekemezdim. ölürdüm.
ne tuhaf.
gündüzleri bazen düşünürüm rayların altındaki yıldızları.. yıldız olur mu orda akıllım demesin kimse bana. demirler ayna parlaklıgına ulaştımı o gün yıldızlar yansır yüzeyine ve gündüzleri aramasın kimse onları mavilikde. demir raylarında yüzünüzün bir kesitinde görebilirsiniz parlaklığını.gözünüze ışık kaçar güneş sanırsınız. ne garip olurlar onlar.her an konuşmaya hazırdırlar. ama duymanız gerekir seslerini. duymak istemiyorsanız ki eğer -yoksa ütopyalarınız başka gezegenlerde- duyamazsınız. üzgünüm. üzgün de değilim aslında. hakettiniz.. bazen sizi kimsenin anlamadığını düşündüğünüz olur mu . gereksiz bi soru yanıtı gibi. çünkü bazen siz bile kendinizi anlıyamazsınız. ben bile kendimi anlıyamam. o da. her ne ise ne. her ne ise. ne ise. ne. . .bu yıldızlar gibidir. gökteyken yerde-raylarda- olmak gibidir.ani. ve değişen. bağımlı. ve yahut raylar komünist işidir diyen devlet bakanı gibi sapkın. kişilik testlerine ihtiyacımız yok. analizlerede. sorulara ve cevaplara da. dinlemelisiniz onları. yargılamayınız. son sözü söylemek ise derdiniz hoşcakal diyebilmelisiniz.. ben dedim bile. neden bıçaklarımızı yüzlerimize doğru tutmak zorunda kalalım ki.. yıldız tozlarını topla raylardan. kesene koy. karşıdan gelene 'merhaba' de. ve kesendeki içkiden bir yudum sun. merhaba!merhaba yeşil iplik.. merhaba yıldız tozu..











